Eski Türklerin Geleneksel Dini İnançları ve Uygulamaları

Eski Türklerde geleneksel dini inançlar, yaşanılan coğrafyalardan etkilenmekteydi. Tanrıya iman, tüm tarihi Türk toplumlarında, Asya’nın doğu sınırlarından Orta Avrupa’ya kadar merkezi bir yere sahipti. “Tanrı” kelimesi Yakutlar’da “tangara”, Kazan Türkleri’nde “teri”, Siyonlar’da “ter” ve Moğollar’da “tenggeri” gibi biçimler almış olsa da, temel görünümünü korumuş, Türk halklarının kabul ettiği her dini inanç sistemde önem arz etmiştir.

Her ne kadar Türkler yüce ve soyut bir Tanrı kavramına kavuşsalar da, başlangıçta dünyayı kapsayan gökyüzünde her şeyi yönetenbir “Yaratıcı” ve “Mutlak Güç” olarak “Gök Tanrı”nın var olduğunu düşünürlerdi. Siyasi iktidar ve egemenliğin kökenlerinin Gök Tanrı’dan geldiğine inanılırdı. Eski ve ebedi olan ve insan özelliklerine sahip olmayan Gök Tanrı için tapınaklar, resimler ya da heykeller yapılamazdı. Gök Tanrı tarafından, toplum örgütlenmesinin ve insanların kaderinin dayandığı “Hakanlara” şans ve yönetme gücü verildiğine inanılırdı.

Eski Türkler ayrıca Yer-Su inancını kutsal kabul etmişlerdir. Dağlar, ormanlar, nehirler vb. ile ilgili “Yer-Su” inancı, daha sonraları “Vatan Kültü” ne dönüşmüştür. Türkler tarih boyunca ateşe de saygı duymuş ve içlerinde temizleyici ve kutsal bir güç görmüştür. Türkler arasındaki ateş kültü, “ata kültü” ile ilgili olan “aile ocağı kültü” ile yakından ilgilidir. “Yer-Su” terimi, ağaçlara, ateşe, suya, dağlara, toprağa, kayalara ve taşlara ilaveten kutsal bir anlam ve öneme sahip olduğunu belirtir. Orhun yazıtlarında “mavi gökyüzü” ve “kara dünya” iki ana kozmik alanı oluşturur ve birbirini tamamlar.

Atalara saygı gösterme ve kurban sunma geleneği, geleneksel Türk dininin en önemli unsurlarından biridir. Ataların kültünün temelini oluşturan, atalara duydukları şükran duygusudur. Tüm ataların ruhlarına veya mezarlarınatapmasöz konusu olamaz, ancak yalnızca en çok saygı duyulan seviyeye ulaşır. Bu nedenle, “ölülerin kültünü” “ataların kültünden” ayırt etmek gerekir.

Geleneksel Türk dininde sistematik bir bireysel ibadet şekli olmamasına rağmen, dua bireysel olarak gerçekleştirilirdi. Ağaçlara bağlanan kumaş parçaları, her biri kansız bir kurbanı temsil eden bir tür ibadet idi. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.Gök Tanrı ve diğer kutsal şeyler için hayvan kurban etmek de geleneğin bir parçasıydı.

Türk halkının “kam” veya “şaman” olarak adlandırdığı bir tür dini, mistik ve büyülü otorite de geleneksel Türk dininde önemli bir yere sahipti. Bir erkek ya da kadın olabilen şaman, kişisel yöntemleriyle göğe yükseldiğini, yer altına doğru gittiğini ve bir tutkuyla kendinden geçerek içinde dolaştığını hisseden bir türhipnoz ustasıdır. Tanrı, insanlar ve ruhlar arasında arabulucu olma yeteneğine sahip olduklarına inanılıyordu. Ancak hiçbir zaman topluluğun sosyal ve hatta dini yaşamını yönetmediler. Dolayısıyla şamanizmi din olarak adlandırmak mümkün değil, eski çağlardan itibaren kendinden geçme ve terapatik yöntemlerin bir özetidir.

Bir cevap yazın