Türk Dili ve Edebiyatı’nın Kısa Tarihçesi

Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır. Tarih boyunca, Türkler gittiği bölgelerde Türkçe konuşmuş ve geniş bir coğrafi alana yayılmışlardır. Bugün Türkçe konuşan insanlar, Moğolistan’dan Karadeniz’in kuzey kıyılarına, Balkanlar’a, Doğu Avrupa’ya, Anadolu’ya, Irak’a ve kuzey Afrika’nın büyük bir bölgesine uzanan geniş bir alanda yaşadılar. İlgili mesafeler nedeniyle, çeşitli lehçeler ve aksanlar ortaya çıkmıştır. Dilin tarihi üç ana gruba ayrılır: eski Türkçe (7. ve 13. yüzyıllar arası), Orta Türkçe (13. ve 20. yüzyıllar arası) ve yeni Türkçe (20. yüzyıldan itibaren). Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkçe, Arapça ve Farsça dillerinin etkisinde kalmıştır. Bu yüzden beş asır süren Osmanlı döneminde, Türkçenin doğal gelişimi ciddi şekilde zayıflamıştır.

1928’de Cumhuriyetin ilanından beş yıl sonra,  Yeni Dil Hareketi ile Arap alfabesi Latin alfabesiyle değiştirildi, bu da yabancı kelimelerden kurtulma hareketini hızlandırdı. Türk Dil Enstitüsü, dilbilimsel araştırma yapmak ve dilin doğal gelişimine katkıda bulunmak amacıyla 1932 yılında kurulmuştur. Bu çabaların sonucu olarak, modern Türkçe, doğal olarak gelişen ve yabancı etkilerden arınmış, edebi ve kültürel bir dil olmaya başladı.

Türk Edebiyatı tarihi üç döneme ayrılabilir:

  • İslam’ın kabul edilmesine kadar geçen süre,
  • İslami dönem,
  • Batı etkisi altındaki dönem.

İslam’ın Kabulü Öncesi Türk Edebiyatı

Türk edebiyatı, Türk klanlarının ortak ürünüydü ve çoğunlukla sözeldi. Türk yazılarının bilinen en eski örnekleri, 7. yüzyılın sonları ve 8. yüzyılın başlarından kalma kitabelerdir. 720-Tonyukuk, 732-Kültigin ve 735- Bilge Kağan’a yazılan Orhun Abideleri, konusu ve kusursuz tarzı ile Türk edebiyatının şaheserleridir. Bu dönemlerden kalma Türk destanları Yaratılış, Saka, Oğuz-Kağan, Göktürk, Uygur ve Manas’tır. 14.yüzyılda yazılmış “Dede Korkut Hikâyeleri”, bu destansı dönemin anısını güzel bir dilde koruyan son derece değerli bir eserdir.

İslam’ın Kabulünden Sonra Türk Edebiyatı

1071’de Malazgirt zaferinin ardından Türk’ün Anadolu’ya göç etmesiyle, Anadolu’da çeşitli Beyliklerin kurulmasından sonra Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruldu. Türk edebiyatının iki ayrı hat boyunca “divan” ile gelişmesi için bir sahne hazırlandı. Arapça ve Farsça dillerinden ilham alan klasik edebiyat ve Türk halk edebiyatı, Orta Asya geleneklerini hala köklü bir şekilde korumaktadır.

Divan şairlerinin bağımsız felsefeleri yoktu, aynı fikirleri farklı şekillerde ifade ederlerdi. Şairin görkemi, özgün ve güzel ifade biçimlerini bulmaktan geldi. Divan şairlerinin en ünlüleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nef’i idi. Türk Edebiyatı zamanla Osmanlı’nın ulusal özelliklerini aldı. Selçuklu döneminde ise Yunus Emre, Karacaoğlan, Atik Ömer, Erzurumlu Emrah ve Kayserili SeyraniTürk Halk Edebiyatına İslam’ı yansıtmışlardır.

Batı Edebiyatının Türk Edebiyatına Etkisi

Toplumsal, ekonomik ve politik yaşamdaki değişimler zamanla literatüre yansıdı ve değişim arayışı Cumhuriyetin ilanına kadar devam etti. Edebiyatta çağın ayırt edici özelliği, estetik değerler veya tarzın mükemmelliğinden ziyade entelektüel içerikle ilgili endişeydi. Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı olarak bilinen edebiyattaki son dönem, Divan edebi üslupları terk edildikten sonra aşağıdaki edebiyat tarzlarından etkilenmiştir: Tanzimat (reformlar), Servet-i Fünun (bilimsel zenginlik), Fecr -i Ati (yeniçağın şafağı) ve Ulusal Edebiyat (ulusal edebiyat).

Tanzimat edebiyatında ilk dönemde(1860-1880) önde gelen isimler Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi iken ikinci dönemde (1880-1896) önde gelen isimler Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dı.

Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Süleyman Nazif, Halit Ziya Usakligil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu bu akımın önemli temsilcileridir.

En ilginç Fecr-i Ati şairi Ahmet Haşim’dir. Kariyerlerinin başında başlangıçta Fecr-i Ati’de bulunan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Refik Halit Karay, daha sonra Ulusal Edebiyat Hareketi’nde gerçek edebi kimliklerini kazandılar.

Mehmet Akif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı başlangıçta bağımsız tarz izledi, daha sonra Ulusal Edebiyat hareketine katıldılar. Modern bir Türk edebiyatı oluşturmak için bir araya gelen Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati grupları bu amaca yönelik büyük adımlar attı, ancak eserleri ayırt edici özelliklere sahip ulusal bir edebiyat olmaktan uzak kaldı.

1911-1923 yılları arasında Milli Edebiyat oluşturuldu. Öncüleri ise Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin gibi isimlerdir. Basit bir dille yazılmış olan konular gerçek hayattan alınmış ve ülkenin koşullarını yansıtmıştır.

Yahya Kemal Beyatlı 1912’de çıkış yaptı ve Kurtuluş Savaşı sırasında ün kazandı. Öldüğü güne kadar saf şiirin arayışında bulunmamıştır.

İslami bir şair olarak kabul edilen Mehmet Akif Ersoy, şiir kitabıyla hem entelektüel hem de kitleler üzerinde büyük bir etki yaptı. Çeşitli şehirlerin (öncelikle İstanbul), ülkelerin ve entelektüellerin yabancı amaçlarının yoksulluk ve azgelişmişliğini ele aldığı “Safahat” (aşamalar)’ı yazdı.

Cumhuriyetin ilk şairleri basit bir dil ve hece ölçüsü kullandılar. Ateşkes yıllarında ün kazanan hece ölçüsünün savunucuları, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Kemalettin Kamu, Anadolu’dan konuları ve sıradan insanların hayatlarını şiirlerinde vurgulayan şairlerdir.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Paul Valery’nin şiirsel düşüncelerini Türk diline uyarlayarak, gizli anlamlarla dolu derin şiirler yazdı. Ahmet Kutsi Tecer çalışmalarında halk kaynaklarından ilham alırken, Necip Fazıl Kısakürek, Türk halkının renkli karakterini yansıtan özgün ve modern tarzı ustaca kullanarak şiir ve oyunlarında mistik eğilimlerini ifade etti. Nazım Hikmet Ran, Türklerin estetik niteliklerini Myakovski’nin etkisini taşıyan yeni bir biçim kullanarak devrimci şiirler yazdı. Bu şiirler, 1960’lı yıllarda Türk edebiyatında yaygınlaşan sosyalist bir eğilimin başlangıcıydı. Buna karşılık, Ahmet Muhip Dranas’ın şiirleri yalnızca estetik düşünceleri yansıtıyordu. Arif Nihat Asya, ruh zenginliğini şiirlerineyansıtmış, orijinal bir şairdi.

Türk edebiyatındaki kısa öykü geleneğinin kurucusu ve en başarılı temsilcisi Ömer Seyfettin, kitaplarının 144.basımı yayınlanarak ülkedeki en çok okunan yazar olmuştur. Sait Faik Abasıyanık, kendi deneyimleriyle beraber İstanbul’daki olayları şiirsel duygularla öyküye döktü. Sabahattin Ali ise materyalist bir felsefeye sahipti ve basit olayları eserlerinde işledi. Bu iki yazarla birlikte, günlük yaşam ve olaylar, görüşler ve beklentiler 1960’larda literatüre yansıtılmaya başlandı.

Orhan Veli Kanık, şiirlerini 1941 yılında “Garip” adlı bir kitapta yayımladı ve Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat ile birlikte “Garipçiler” adında yeni bir şiirsel hareket yarattılar. Şimdiye kadar şiirde temel teşkil eden tüm kalıpları yıkarak serbest hece ölçüsünü kullandılar. Cahit Sıtkı Tarancı, aynı sadeliği, uyak ve kafiye kullanımıyla başardı. Serbest ölçü hızla yayıldı.Asaf Halet Çelebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Behçet Necatigil de serbest ölçüyü kullanmışlardır.

1950-1990 döneminin en iyi bilinen ve en çok okunan yazarları ve şairleri şöyle sıralanabilir:

Tarik Dursun, Atilla İlhan, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Tarik Buğra, Aziz Nesin, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Firuzan, Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, Selim İleri, Cevat Şakir, Necati Cumali, Haldun Taner, Orhan Pamuk, Behçet Kemal Çağlar, Necati Cumali, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday, Cemal Süreyya, Edip Cansever, İsmet Özel, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ümit Yasar Oğuzcan…

Bir cevap yazın