Türklerde Ordu Geleneği ve Ordunun Toplumdaki Yeri

İlk Türk devletleri, aile ve ordu olarak iki temel kuruma dayanıyordu. Türklerde ordu geleneği, hem Türk devletlerinin temelini hem de gücünün kaynağını oluştururdu. Çeşitli Türk devletlerinin ordularının gücü, uzun süre boyunca Asya’da ve daha sonra Avrupa ve Afrika’da çeşitli halklar üzerinde kendi kurallarını oluşturmayı mümkün kılmıştır.

Türkler ilk başlarda askerliği özel bir meslek olarak düşünmediler. Hepsi asker olarak eğitildi ve neredeyse bütün Türkler savaşçıydı. Başka bir deyişle, halk orduydu ve ordu da halktı, çünkü tüm nüfus savaş sırasında orduya katılacaktı. Ordunun başkomutanı “Kağan” idi. İktidardaki hanedanın üyeleri ve akraba kabilelerinin başkanları ordunun komutasını oluştururdu.

Ordu, genel olarak dört gruba (savaş alanında doğu, batı, güney ve kuzey) bölünmüş ve atlarının rengiyle ifade edilen süvari birliklerinden oluşuyordu. Bu dört grup, komuta ve kontrol için daha küçük birimlere ayrıldı. En büyük birim 10.000 adamdan oluşan “tümen” idi. Tümen içinde, sırasıyla tümenbaşı, binbaşı, yüzbaşı ve onbaşı liderliğindeki bu birlikler binlerce, yüzlerce ve onlarca düzene sahipti.Bu örgütsel yapı, Ulu Hatun’un oğlu (M.Ö. 209-174) büyük Hun hükümdarı Mete Han’dan bu yana 22 yüzyıldan uzun bir süredir hayatta kalmıştır. Mete Han, Çin ordusuna karşı yapılan Peteng Kuşatması sırasında,400.000 süvarinin yanında kuzeyde siyah atlı birlikler, batıda beyaz atlı birlikler, güneyde koyu kırmızı atlı birlikler ve doğuda gri atlı birlikler olmak üzere 100 bin kadar da atlı süvariyle ordusunu oluşturmuştur.

Türk savaşçılar çocukluk döneminde askerlik eğitimine başlıyordu. Üç ila dört yaş arasındaki çocuklar ata binebilecekleri özel eyerlere sahiplerdi. Eğitimlerinin ilerleyen bölümlerinde, binicilik sırasında okçuluk becerilerini de keskinleştirirlerdi. At sırtında, yay bir çuval gibi omuza asılarak taşınırdı.

Eski Türk mezarlarında bulunan yakın dövüş silahlarından bazıları şunlardır: kısa kılıç (mech), mızrak (kargi veya sungug), kısa mızrak (kachut), bıçak ve hançer, top ( gürz veya topuz), kırbaç (berge) ve kement (ukruk). Bunlardan en yaygın kullanılan ise kılıç olmuştur.Kılıç düz bir şekilde değil, “kın” adı verilen bir kılıf ile kuşanılırdı. Bu kılıf yani kın, savaşçının sol tarafına bir halka ile kemerinden asılırdı. Ayrıca, deri, ahşap ve demirden yapılmış savunma silahları da vardı. Bunların arasında kalkan (tura), zırh (yarık) ve kask (tulga / yasuk / asuk) vardı.

Türklerde ordu geleneğinin temelini oluşturan savaş sistemi, süvarilerin güçlü binicilik becerilerinden yararlanmak üzere kurulmuş eylem ve hıza dayanıyordu. Askerler genellikle savaş sırasında tamamen hareket özgürlüğü ile sıklıkla ayrılır ve birleşirdi. Askerler, saldırı sırasında naralar atarak düşmanı korkutmayı hedefler, düşmanı şaşırtmak için geri çekilme yaparlar, tekrar saldırarak sonunda düşmanı tuzağa düşürür ve tamamen yok ederler.

Bir cevap yazın